Hiphop'çu Sonay Akçen'le tiyatrocu Gülbin Yeşil, bir 'Mahalle'de buluştu. İkili Kosmopolis Rotterdam derneği ve Garajistanbul'un projesinde katılacağı bir oyunla, farklı kültürler 'den 'Gurur'u anlatacak.Rotterdam Bluemhof'te ikamet edenler Sonay ile gönüllü olarak çalışabilecekler.
Eğer sizde Rotterdam Bluemhof'te ikametgah ediyorsanız bu organizasyonun ıcınde kendinize yer edinebilirsiniz.Müracat etmek için iletiism@sanalrap.org adresine mail yollayabılırsınız.Muracatlarınız ilgili kişiye tarafımızca yollayacaktır ve en kısa süre içinde size tekrar dönülecektir.
Oluşum'a dahil olanlar ile yapılan röpörtaj;
İnsanın yabancı olduğu bir ortamda yaşamasının en kolay yolu, mümkün olduğunca kendi kültüründen, kendi dilini konuşan insanlarla bir araya gelmek. Bu sebeple Avrupa'ya göç eden Türklerin ve diğer Müslüman toplumların çoğu kendi kabuklarının dışına çıkamıyor. Hollanda bu konuda öne çıkan ülkelerden biri çünkü burada kendi nüfusundan çok, azınlık yaşıyor. Genellikle kendi gettolarında yaşayan bu etnik grupları sosyal hayata kazandırmak için, azınlıkların topluma uyum sağlaması üzerine çalışmalar yapan Kosmopolis Rotterdam'la Garajistanbul ortak bir proje başlattı. 'Mahalle' isimli bu uluslararası projede, azınlıklar bir araya gelerek bir tiyatro oyunu oynayacak. Projeye Türkiye'den, opera eğitimi almasına rağmen kendini hip hop müzikte bulan Nuké grubunun solisti ve projenin müzik direktörü Sonay Akçen'le tiyatrocu Gülbin Yeşil katılıyor. Eniştesi Hüseyin Katırcıoğlu'nun, Assos Festivali'nin düzenleyicisi olmasından dolayı müzikle iç içe büyüyen Akçen, Şişli Terakki Lisesi'nde son sınıfa kadar mühendislik eğitimi almayı düşünür. Son sınıftayken İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan hocalar, hafta sonları okulda kurs açar. Denemek için kurslara katılan Akçen'in sesini çok beğenen hocaları, ona mutlaka konservatuvara girmesi gerektiğini söyler. Tavsiyelere uyan Akçen, Opera ve Şan Bölümü sınavlarına girer ve kazanır. Altı senelik okulu 10 senede bitiren Akçen, son iki seneyi okumayarak ön lisans diplomasına razı olur. "Çünkü okuldan alabileceklerimi almıştım. Müzisyen olmaya karar verdim ve eve alet edevat alarak stüdyo kurdum. Aranjeler yapmaya başladım" diyerek mazeretini bildiren Akçen'le proje hakkında konuştuk. Hip hop'a kayış nasıl oldu? İyi R&B söylediğim için oldu. Hip hop, R&B ve rap'e verilen ortak isim. DJ XXXL diye tanınan hip hop DJ'i Onur Pehlivan'la bir araya geldim. Bir projesi vardı, "Karaoke yapalım, altyapısı olsun, üstüne biz bir şeyler söyleyelim" dedi. Proje bana çok uygundu ve başladık. Başta Beyonce'nin şarkılarını yeniden yorumluyorduk. Sonra grup ismini Nuké olarak belirledik. Kid Rock konserinde ön grup olduk. 1999'dan beri Jinglehouse'la çalışıyorum. Reklamlara vokal yapıyorum. Şu an en çok dönen First Neogum Lava. Televizyonda aslında sürekli sesim duyuluyor. 2008'de albüm çıkaracaktık ama projeden dolayı albümü 2009'a ertelemek zorunda kaldık. Projeye nasıl katıldınız? Teklif, Garajistanbul'dan Mustafa Avkıran aracılığıyla geldi. Projenin yönetmeni Mieke de Wit, Garajistanbul'un konuğu olarak buradaydı, kendisiyle buluşup konuştum ve teklifi kabul ettim. Kosmopolis Rotterdam, Garajistanbul'un kültür ortağı. Esas görevi ayrı kültürlerin ortak bir platformda buluşmasını sağlamak. Bizim oradaki projenin konusu 'Gurur'. Bloemhof diye bir mahallede kalacağız. Türkler, Surinamlılar ve Faslılar var. Gelir ve eğitim düzeyi düşük bir mahalle. Bizi özellikle Türk nüfusuyla iletişim kurmak için kullanmak istiyorlar. Hedef kitlenizdekiler kim? Özellikle 25 yaş üstü grupları istiyoruz. Çünkü 30 yaş üstü kadınların fazla ortada görünmediğini görüyoruz. Sosyalleşmiyorlar. Ekimde ilk toplantıyı yaptık. Mahalleyi gezip insanlarla konuştuk. Nasıl diyalog kuracağımıza baktık. Ocakta gene gideceğiz. Nasıl yaklaştılar size? Çok ilginçti. Önce Türk İslam Koruma Cemiyeti'ne gittik. Müslüman grupların içinde özellikle bu grup biraz kapalı baktı. Aşılması çok zor olan bir duvar vardı. Onun dışında karşılaştığımız diğer Türk gruplarda sıcak, iletişim kurmaya açık insanlar gördük. Bu proje için seçildiğinizi öğrenince ne hissettiniz? Festival içinde büyümüş biri olarak, benim için çok hoş oldu. Çok faydalı hissettim kendimi. Burada yapmaya kalksak bu işi, 'Ekonomik sorunlar varken, uğraşacak bu mu kaldı' denebilir. Orada öyle değil. Bir çaba içinde olmak takdirle karşılanıyor. Çok fazla ego yok. Oradaki azınlıkların durumu nasıl? İki grup var. Birinci grup gayet rahat adapte olmuş. Türk'ü gene tanıyorsun, Türk olduğunu anlıyorsun. Diğer grupsa tamamen tesettürlü. Onları zaten pek ortada görmüyorsun. Ezan vakti ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar. Tüm Müslüman gruplarda kendi içinde yaşayan bir grup var. Onlara fazla giremiyorsun. Amacınız o kesime hitap etmek mi? Öyle ekstra bir çaba yok. Biz, bizimle çalışmaya gönüllü olanlarla çalışmak niyetindeyiz. İnsanlara nasıl ulaşıyorsunuz? Şu an sadece projeyi anlatıyoruz. Konservatuvara ve iki okula haber bıraktık. Ocakta gidip öğreneceğim kimlerden ne dönüş aldığımızı. Daha küçük sosyal mekânlar olacak. Mesela ben bir hip hop kulübü buldum. Herkes nereye girebiliyorsa, oradan girip bir kapı açacak. Yoksa üç ay orada kalmanın bir manası olmaz. Kaç kişilik bir proje olacak? Sahnede 20-25 kişi olmak istiyoruz. Proje sadece oyun değil. Geçen yılki projede değişik kültürler kendi mutfaklarından yemekler yapıp servis etmişler. Peçeteden masa örtüsüne kadar, hep ekip çalışması yapılmış. Bunları yapmak da proje, sadece bir oyun koymak değil. Ben mendilleri yapıyorum, sen örtüleri yapıyorsun, o tabakların üstünü boyuyor. Bu da gene insanların beraber yaptığı şeyler. Biz şimdi bunu bir kademe daha yukarı çıkarıp performansa dökeceğiz. Oyunun müzik direktörü sizsiniz. Şimdiden bir müzik var mı kafanızda? Ocaktaki toplantılardan sonra belli olacak. Üç ay orada kalacağım. Haziran sonunda üç temsil yapacağız ve o esnada her şey çıkacak. Ocaktaki toplantılarda katılımcılardan kendi dillerinde, gururu anlatan bir şarkı getirmelerini istedim. Oradan yola çıkmak daha kolay olacak. Müzikte kullanılan lisan ortak dil olacaktır. Kendi dillerinde de söylemelerini isteyebilirim. Tamamen şartların ve o anın enerjisiyle alakalı.
* * * * *
Gülbin Yeşil: 'Azınlıklar, kayıp ruhlar...' İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu Gülbin Yeşil, kendini daha iyi ifade edebildiği başka uğraşları olmasına rağmen, tiyatronun diğer insanları anlamasında daha yardımcı olduğunu söylüyor. Türkiye'de tiyatronun diğer sanat dallarından farklı olmadığını, kendi yağıyla kavrulduğunu, kimsenin tiyatro diye tutturmamasına rağmen hâlâ direnen, söyleyecek sözü olan, yaşadığı çağa tanıklık etmeye çalışan, duyarlı ve gerçekten üreten kişiler olduğunu belirtiyor. Yeşil, 'Mahalle' projesiyle ilgili hissettiklerini anlattı. Projeye nasıl dahil oldunuz? Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran'la uzun yıllara yayılan bir ilişkimiz var. En son Garajistanbul'un kuruluş aşamasında onlarla birlikte çalışmamı istediler. Garajistanbul hayalinin gerçeğe dönüşmesinden sonra, birbiri ardına gelen projeler içinde buldum kendimi. Sonuncusu da bu 'Mahalle' projesi. Ben projede oyuncu ve yönetmen olarak görev alacağım. Azınlıklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Azınlıklar, kayıp ruhlar... Yerlerinden yurtlarından pek emin değiller. Aidiyet duyguları, yaşadıkları ve artık yaşamak zorunda oldukları coğrafyaya ait olamamalarından dolayı bir tepkiye dönüşmüş. Yaşadıkları yere uyum sağlayamıyorlar. Hele ki, yükselen milliyetçilik dalgası bunu iyice olanaksız kılıyor. Tabii buna sadece azınlıkların uyumsuzluğu diye bakmamak lazım. Sorunu her iki tarafın gözünden görmek gerekiyor. Yani yola çıktıkları ülkeyle vardıkları ülkenin bakışı, kültürü, politikası önemli. Bulunduğum noktada bunları söyleyebilirim ama proje tamamlandığında yerinde edindiğim gözlemlerimle daha ayrıntılı anlatabilirim. Azınlıklar sizce gurur duyuyor mu? Gurur duyduklarını sanmıyorum. Ait olamadığın, 'mış gibi' yaptığın şeyle duyduğun gurur, sadece göstermeliktir ya da bir kompleksten kaynaklanır. Ama dediğim gibi objektif cevabım ancak proje sonunda oluşabilir. Proje başarıya ulaşacak mı? Sanatın gücü işte burada devreye giriyor. İnsanlara kendini güvende hissettirir. Önemli olduğunu hissedersin. Seninle ilgilenildiğini, korkacak bir şey olmadığını, aslında birbirimizden farkımız olmadığını anlarsın. Başta biraz zorlanabiliriz ama sonuçtan kaygılanmıyorum. Oyunun konusu nasıl belirlendi? Mike de Wit, kültürlerarası diyaloğun yolunu açan ya da tıkayan nedenler üzerinde araştırma yaparken, bu noktada belirleyici rollerden birini üstlendiğini fark ederek 'Gurur'u tema olarak belirlemiş. Gurur, kendine güven, komşuluk bu çalışmanın üç ayağı.
|